Dönüşü Olmayan Yol

Dönüşü Olmayan Yol

     Dünya kamuoyuna, bilinen manevralar sonucu, yanlış aksettirilmiş önemli meselelerimizden birisi de, hiç şüphesiz, Türk kadını ile ilgili olanıdır. Türk kadını -güyâ- erkeğinin kölesidir, seçme ve seçilme hakkı yoktur. Hiçbir zaman modern kadın olamamıştır vesaire vesaire… Bu soy manevralar, yine Türk kadını tarafından, hemen her devirde, her zaman yalanlanmıştır.    
     Halbuki Türk kadını, tarihimizin her devrinde, toplumda gerçek yerini ve değerini almıştır. Böyle olmasaydı, Halide Edip’ler, Zorlutuna’lar, Emine Işunsu’lar, Sevinç Çokum’lar, Gülten Akın’lar ve Ayla Oral’lar yetişir, edebiyat dünyamıza girebilir miydi?    
     Meşhur meseldir: “Üslub-u beyân, aynıyla insandır.” Malûm manevracılar, kadınımızı köleleştirmek istediklerinden ahvâlimizi “Ol dünyaya böyle ıyan ederler.” Ko gitsin, hükmü zamana bırakalım. Bir gün olur zaman şamar oğlanlarının aklını başına getirir.    
     “Dönüşü Olmayan Yol”, Alya Oral’ın ilk şiir kitabıdır. İlktir ilk olmasına ama şiir küpüdür. Ayla Oral da gerçek şiirin haysiyet kavgasını yürütenlerdendir. Şiirinde, vıcık vıcık rezalet kokan, sosyalizm tüten temalar yoktur. Bizim insan yanımızı, kalp ağrılarımızı, sevinçlerimizi, tedirginliklerimizi, aldatma ve aldatılmışlıklarımızı mısra mısra şiirleştirmiştir.    
     İnsan için önemli olan, atılacağımız yolda ilk niyetimiz ve adımımızdır. İnsanın en yüklü olduğu saat, bu saattir. Atılacak ilk yanlış adım, bizi sonu meçhul karanlıklara götürecek, mutluluk arayan tarafımızı yıkacaktır. Şairin “Kurma Bırak Duvardaki Saati” şiirinde dediği gibi.    
     Ben yorgunum -ilk- lere harcanmışım    
     İlk sevgi, ilk heyecan, ilk yükseliş    
     İlk zafer    
     İlk adımı çığlıklarla attık    
     Sonu olmasaydı -ilk- lerin    
     Mutlu kalacaktık.    
  
     “Sen… Doğmamış Çocuk” şiirinde, çarpıcı bir güzellik içinde: “Ellerimiz ki, kıskanç / Kıskançlığımız ki zehir akıtır” diyerek, kıskanç yanımızı ortaya koyan şair, ölümü pek sevmez. Sevmez ama, ölüm temi, “Salıncak” şiirine ölümsüzlük yolunu açar gibi.    
  
     Ölüm,    
     Bu yerlerden geçmeyi unut;    
     Sokulma bir daha topraklarıma.    
   
     Kitabın ilk şiirinde, şairin, çocukları tema edinen, onların dünyasını kucaklayan bir hava ağır basıyor. Bu temaya şairi sürükleyen, ya çocuklara karşı duyduğu derin sevgi, ya da bizim bazı aklı evvellerimizin kararttığı zamanımız-dan kaçış motifi olabilir. “Yalnız Çocuklar Bilir”de, ikinci görüşümüz hakimdir.    
    
     Özler dururum o günleri    
     Çocukça seviştiğimiz    
     Yalnız çocuklar bilir öyle sevişmeyi    
     Bir de hiç el sürülmemiş zambaklar    
     Kalpleri aklara boyanmış.    
   
     Günümüz insanı, kaygı ve kederlerden yakasını kurtaramamıştır. Yarınlarından endişelidir. Halbuki, yeni yetişen kuşağın, bu tür davranışlardan uzak tutulması gerekir. Fakat nerede?.. Düzmece eğitim düzenimiz sayesinde, yeni kuşakta, eskilerden farklı bir taraf yoktur. Onlar da ezgin ve yıkkındır. “Mutsuz Çocuklar”ı yaratan biziz. Kaderi suçlasak bile, bu çocukları, “sevgilerin kurumuş havuzuna çakan”, günlerini doğmadan öldüren de biziz. Çünkü:    
   
     “Yıldızlar çaldı” deriz bütün düşlerinizi    
     Oysa, bizler getirdik, bizler bu hale sizi!    
   
     Yalın Türkçe ile yazan şair, şiir dünyamıza yeni, daha doğrusu, orijinal mazmunlar getirmiştir. Örnek olarak “Yasak” adlı şiirinden aldığımız mazmunlarla yetineceğiz. “Mevsimlerin öksüzü, yalanların yorgunu, sonsuzluk çocuğu, sevginin kutbu, ümidin çölü, bir uçarı dalga mutluluk ve yasaklara değmiş kirpiklerim.” Bu örnekler gösterir ki, şair, şiir işçiliğini iyi bilmektedir. Böyle olmasaydı, gerek ölçülü, gerek ölçüsüz olarak yazdığı şiirlerinde aksayan yönler bulunurdu. Yalnız bu arada, şairin şiir dilini öldüren “ki” bağlacını fazla kullanmamasını ve şiirine “Salome, Ophelia, Orpheus” gibi yabancı kişileri sokmamasını hatırlatmadan geçemeyeceğim.    
     Şairin en beğendiğim şiirlerinden biri olan “Kanarya” üzerinde durmak, konuşmak istiyorum. Hürriyet temasını bu kadar güzel ve içten işleyen bir şiiri, edebiyatımızda ilk defa görmekteyim. Kanarya ve insanın dramı, bu şiirle zirveye ulaşır.    
    
     İkimiz de güzel kuş, bulutlar gibi hürdük    
     Sonsuzluk ormanında kısa bir ömür sürdük    

     Sonrası mı?.. Sonrası, malûm… Kanarya, süslü püslü bir kafese alınır, insansa, cemiyete kapılanır. Kanarya ve insan, hürriyetlerinden koparılır. Kurtuluş için çırpınmalar boşunadır.    

     İncecik teller keser yolları kaçamayız    
     Bir dört-duvar içinde çırpınır uçamayız    
     Çünkü:    
   
     “Dur” dediler    
     Bıraktık koşmayı    
     Bıraktık kaygısızca ufku aşmayı    
     “Sus!” dediler    
     Unuttuk ağlamayı    
     Gözyaşına öğrettik gönlümüze akmayı    
 
     Biz mi ne yapıyoruz? Nice kanaryalar ve insanlar kan ağlar, tutsaklılıklarını dile getirirlerken, sadece susmakla yetiniyoruz. Çünkü:    

     Gör sevgili kanarya, gör bize ne ettiler!    
     Soluk alıp yaşarken ölmeyi öğrettiler    
     Yalnız o bir tek şeye sözleri hiç geçmedi    
     Yalnız garip gönlümüz sevmekten vazgeçmedi.    
    
     Kapak düzenini Cavidan Yegül Erten’in, iç desenlerini Hisar ressamlarının çizdiği, “Dönüşü Olmayan Yol” [1] bir Hisar yayınıdır. 62 sayfadan oluşan kitapta otuz şiir yer almış.    
     Değerli şairimiz Ayla Oral’ı kutlarken, “Dönüşü Olmayan Yol”u bütün şiir severlere tavsiye ederim.    
   
     Oyhan Hasan Bıldırki    

     [1] Dönüşü Olmayan Yol, Hisar Dergisi – Sayı: 115 s. 22 – 23 / Temmuz 1973

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s