Köylerde “Kültür” Mü Kaldı Ki?

     Gezide

     Kaç yıldır bir şeyin sancısını çekerim. Kaç yıldır; "Ah! Oh!" derim ama, elden çıkarılanı geri getirmek, eski durumuna döndürmek mümkün değil.    
     Hiç düşündünüz mü bilmem? Masalcı ninelerimiz, manici ablalarımız, belli durumlar karşısında söylenmesi gereken özlü sözü özünden kavrayıp birdenbire bize aktaran dedelerimiz birer birer ortadan çekilince, meydanlarımıza, evlerimize, daha doğru bir söyleyişle "ocak başı"mızda yapılan sohbetlere uğramadıklarından olmalı, birçok insanî özelliklerimizi kaybedip gittik.    
     Etrafınıza bakarsınız, hiçbir şeyde tat kalmadığını hemen fark edersiniz.    
     Bir dostum anlattı geçende, o saat ben de hatırladım. Kim ne derse desin, eski köy düğünlerimizde sürdürülen güzel bir gelenek vardı: Düğün odunu yapmak. İnce ayrıntılarını, tam tekmil açıklamasını, bunu yazacağını da söylemiş olan dostuma bırakarak, azıcık da olsa ucundan kıyısından size de hatırlatmak isterim. Eski köy düğünlerinde birçok "dayanışma" örnekleri vardı. Düğünden bir gün önce ya da ilk düğün günü, civar dağlarda ne kadar yakılabilecek odun varsa, sayısız eşeklere yüklenir, oğlan evine getirilir, gösterilen alana da bütün yükler indirilirdi. Elbirliğiyle yapılan bu yardım, güzel bir geleneğimizdi.
     Ama şimdi yok artık! Bunun gibi örnek olabilecek daha nice kültür kalelerimizi yıktık gitti. Fakat biz onları yıktıkça baktık ki arada biz de yıkılıyoruz. Bölgemizdeki üniversitelerden birinde çalışan öğretim üyelerinden bir dostumla, "Kültürümüz nerede?" konusu üzerinde az da olsa karşılıklı bir görüşme yaptık.
     İlçede biraz derleme yaptığını söyleyen dostum, sıkıntılarını anlattı. "Bazı alanlarda ayrıntıya, batıla ihtiyacımız oluyor. Bunu da ha deyince almak, pek kolay değil. Köy odalarında malzeme bol ama gördük ki kaynak kişilerimiz göçmüş. Az sayıda olanından da, güvensizlik nedeniyle bilgi almak zor. Yanınızdaki arkadaşlarınızın meslekleri bile onlara korku veriyor."    
     Ne günlerdeyiz, gördünüz mü?    
     Kim ne derse desin, ne söylerse söylesin; "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür." diyen Atatürk'ün ruhunu sızlatıyor gibiyiz. Kültür denilen şey, bizim kültürümüz bitiyor. Bu bitişlerin bütün etkilerini de şu yaşadığımız günlerin aynasında her gün görüyoruz. Şu anda birçok hasletlerimizin kalmadığı bir dünyada yaşıyorsak, sebebi kültür kaynaklarımızın tükenmesidir.    
     "Peki de?.." diyorsunuz sanki, "kültür ne ki?"    
     Kültür, yaşadığımız hayat biçimidir. "Ok kırılınca, yol gösteren çok olur." sözünde geçen "ok"u, yayaya takılan okla karıştırmıyorsak, bu konuya yabancı olmadığımız ortaya çıkar. Yabancı olmayış, konuya daha sıcak bakmamızı sağlar. Büyük ya da küçük şeylere önem veren milletlerin aldığı yolu hep birlikte görüyoruz. Fakat bizdeki umursamazlık yok mu, bizdeki umursamazlık?.. Berbat bir şey. Derleme kaynaklarını kurutursanız, nokta hedeflere ulaşanları desteklemezseniz, kültürümüzden hiçbir izi yarınlara taşıyamazsınız. Hele hele kültür konusunda zayıflık gösteren halkımıza bilmediklerini, alamadıklarını vermezseniz, millet olma özelliğimizi daha baştan kaybetmiş oluruz.    
     Bu, gelecekteki çöküşlerimizin başlangıcı demektir. Ana kültür kaynaklarımızın tek ögesi durumunda olan köy odalarımızı mutlaka canlandırmalı, yatıya kalan misafirimize köyümüzde kaldığı zaman içinde, mutlaka sıralı yemek vermeliyiz. Öz kültürümüzü, bazı yaşayış ya da inanç biçimlerimizle karıştırmamalıyız. Asker uğurlaması ya da sünnet gibi geleneklerimiz bizim işaret taşlarımız arasında ise, bizi başkalarına doğru olarak anlatabiliyorsa, -tetiğe basmak hariç- ne olursa olsun, araba katarlarıyla gezmelere katlanmalıyız.    
     Yok eğer böyle yapmazsak, seyrettiğimiz herhangi bir film karesinde kendimizi tanıyamazsak, yanlış yolda olduğumuzun resmidir. O karelerdeki yaşayış biçimleriyle ezberlediğimiz ABD'li, "Amerikalı"dır. Falanca, filancadır.    
     Biz de öyle mi ya? Birçok ağza baktığımızdan olmalı, "sap gibi" ortada dolaşan görüntülere dönmüşüz. Görüntülerden hiçbirisi için, "İşte bu Türk!" diyemezsiniz.    
     "Bize ne oluyor?" Söyler misiniz? Tarihin altın sayfalarında başköşeyi tutmuş olan bir milletin mirasçıları olarak biz, "elek"lerimizi duvara mı astık?    

     Oyhan Hasan Bıldırki

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s