Umutla Zamanı Birleştirebilmek

     İşte bir yıl daha bitiyor.     İyisiyle, kötüsüyle bir yıl daha bitiyor.    
     Biten yılları ne yapıyorlar bilmem ki?..    
     Nedense Nasrettin Hoca'ya da sadece "Eskiyen ayları ne yapıyorlar?" diye sormuşlar.    
     O da kestirmeden karşılık vermiş.    
     – Ne yapacaklar? Kırpıp kırpıp yıldız yapıyorlar.    
    
     Ah yıllar, ah bu gelip geçen yıllar. Kimine karlı dağ, birçoğuna şişhane. Şişhaneye yağmur yağacakmış. Varsın yağsın. Şu yaşadığımız dünyada aramızdan bazılarının "yağan yağmurlar"a süzgeç olmaktan başka ne hünerleri var? Onlar için yıllar geçmiş ya da geçmemiş fark eder mi? Aslında öylelerine "bayılmıyorum" desem, gerçeği gizlemiş olurum. Keşke benim de "bir hasırlık yerim yok" diye, dünya yansa bile "umurumda" olmasaydı.    
     Keşke umurumda olmasaydı…    
     Birçoklarımız geçen yılı değerlendirmekten tad alırız. Bazılarımız da yeni yıldan beklentilerimizi neredeyse madde madde koyulaştırılmış başlıklar altında sıralayarak, daha sonrası için "ben dediydim"e yatarız. Her ikisi de nedense beni ilgilendirmiyor. Ama gizleyemeyeceğim bir gerçek var. Yıllar geçtikçe kendi kendime hayıflanıyorum: "Ne fayda? Bir yıl daha yaşlanmadık mı?"    
     Doğru da… Fakat kime göre doğru? Doğru, tektir. Buna içimizden hiç kimsenin itirazı olamaz. Ama hangi doğru? Öbür yüzünü görmediğimiz bir portakalı düşünelim. Işık aldığı yer aydınlık değil mi? Peki öbür yüzü, göremediğimiz yüzü? Karanlıklar içinde titreşmiyor mu? Birbirine zıt olan bu iki şey, o bildiğimiz tek doğrunun kesişenleri değil mi?    
     Yaşadığımız hayat tezat. Yaşadığımız yüzyıl tezatlarla dolu. "Köroğlu" gibilerine kızarız. "Nehru" gibilerine de kızarız. "Deli Dumrul"ları da hiç sevmeyiz. Belki yeni yıl temennilerimizde, bizden öğüt alması gerektiğini düşündüklerimize; "Aman ha…" deriz, "Ona buna efelik taslama. Tek dur. Çevrenle iyi geçin. Ellere uy, keyfince yaşa. Sana mı kaldı dünyayı düzeltmek?" Beklediklerimizi kendilerinde bulamadıklarımıza da; "Amma da pısırık ha…" deriz. Adam gibi adamları da sevmeyiz. Bu sonuncusundan ne anlarsanız anlayın, siz de benim gibi düşüyorsunuz demektir. Aslında hepimiz yaşadığımız yüzyılda "iz bırakmak" istiyorsak, etliye de, sütlüye de karışmak zorundayız. "Çekiver kuyruğunu gitsin" anlayışları, görüyorsunuz işte, bu yıl başında da bizi, "modern toplumlar arasında saymamak"tan başka hangi yeni yola ulaştırdı?    
     Yaşlılarımızı sayıyor, gençlerimize imreniyorum. Ne var ki ilkinin olgunluğunu, ikincinin deli taylar gibi şahlanışıyla birleştirip, dağları da, çağları da düz edemediğimize üzülüyorum.    
     Düz ederiz de, yetişkin süvarilerimiz yok. Milletçe tek bir pencerenin dar görüş alanında sıralanmış, "Kafdağı'nın ardından söküp gelecek" olan kendi kahramanlarımızı bekler dururuz. Nedense bu bekleyişlerin sonu gelmez. Umutlarımız, bir başka bahara bırakılır. Gelecek "ikinci bahar"la mutlu bir hayata ulaşacağımıza inanırız.    
     Gören var mı?    
     Oysa değişmez bir gerçek var. Tek gerçek var. Sıkılmış yumruk gibi her tarafını göremediğimiz bir gerçek var: Her yeni yıl çocukluktan gençliğe yürüyenler için birer umut, babalıktan dedeliğe yükselenler için de elden uçurulan zaman demektir.    
     Hüner; umutla zamanı birleştirebilmek.    
     Ama nasıl?    
    
     Oyhan Hasan Bıldırki

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s