Hem Hürriyet, Hem Ekmek

     Hem Hürriyet Hem Ekmek

     Öteden beri büyük şiirin, güçlü şiirin, bizim olan şiirin ustalarına bayılırım. Sevdiğim şiir ustalarından biri, Nüzhet Erman’dır. Günümüz Türk şiirinin bu güçlü şairi, bu defa, “Hem Hürriyet-Hem Ekmek” (1) adlı son şiir kitabıyla yine okuyucularının karşısına çıkmış bulunuyor.
     Fahri Karagözoğlu’nun kapak düzenini yaptığı “Hem Hürriyet-Hem Ekmek”, üç bölümden oluşmuştur; Önce Öl – Sonra Sus / Yarı Köroğlu – Yarı Karacaoğlan / Hem Hürriyet – Hem Ekmek. İkinci bölümde dört, üçüncü bölümde ise on üç şiir, “Anadolu – 1970″ adlı kitaptan yeni kitaba aktarılmış. Erman’ın böyle davranmış olması, belki bir kusur olarak görülebilir ama, sözü geçen eserden alınan şiirler, yeni kitaba konmasaydı, şairin bize anlatmak istedikleri biraz havada kalırdı. Şairin getirmek istediği bildiriyi anlayıp kavrayamazdık.

     Erman, bu kitabında bize yine Anadolu’yu anlatmaktadır. Aynı zamanda bir devlet adamı olan şairin anlattığı Anadolu, gerçek Anadolu’nun tâ kendisidir. O, Anadolu’nun dert ve acılarını bulup çıkarmış, tutulacak yolu da göstermeye çalışmıştır. O’nun mısralarında dile getirdiği Anadolu, üzerinde birtakım halkların yaşadığı Anadolu -ki böyle bir Anadolu gerçek dışıdır – değil, Türk halkının, bizim insanımızın yaşadığı Anadolu’dur. Marksist şairlerin aksine Erman, getirmek istediği bildiriyle hem hürriyeti, hem ekmeği savunur. Anadolu insanı hem hürriyete, hem ekmeğe muhtaçtır. Kavgamız ne yalnız hürriyet için, ne yalnız ekmek için olmalıdır. Anadolu insanını seviyorsak, onu anlamak, yaralarını sarmak istiyorsak, ona, hürriyet ve ekmeği birlikte götürmek zorundayız. Atalarımız; “Aç ayı oynamaz.” derler. Açlar ülkesi olan Anadolu’ya hürriyeti bütün kurumlarıyla getirmişiz ne fark eder, hangi yarasına merhem çalar? Fakat hürriyet ve ekmek, ezelî derdimizin dermanı olsa gerektir.
     >Nabizade Nazım’ın Karabibik’inden bu yana, romancılarımız olsun, hikâyecilerimiz ve şairlerimiz olsun, hemen hep Anadolu’yu işlemişler, acılar içinde kıvranır gösterdikleri insanımızın dertlerini ortaya koyup çözüm yollarını araştırmışlardır. Ama, hemen hepsi Anadolu’yu, İstanbul’un Feriköy’ü veya Kadıköy’ündeki bir evin penceresinin arkasından görülen çevre olarak düşünmüşlerdir. Marksist olmayanlar eserlerinde yalnız aşkı anlatmışlar, Türk sinemasına bol bol birbirinin aynı olan senaryolar vermişlerdir. Marksist olanlara gelince; onların ne yapıp ne işledikleri de cümlece bilinir. Bir ağa, bir imam ve bir de ezilmişlerden birini içine alan dar, materyalist bir üçgenin içinde sıkışıp kalmışlar, Anadolu insanı ile yabancılaşmışlardır.
     Halbuki Erman’da, durum başkadır. Erman, Anadolu’nun cümle köşe bucağında bulunmuş, Anadolu insanını, acıları, zevkleri, mutlulukları, mertlikleri ve iyi kötü taraflarıyla tanımış, mısralarında yalnız bizim insanımızın sesini anlatır olmuştur. Kısaca söylemek gerekirse Erman için: O, Anadolu’ya aşık bir şairdir diyebiliriz. Bütün endişesi tükenmek değil, Anadolu’ya varamamaktır. “Anadolu-1970″ isimli kitabının arka kapağında bunu şöyle dile getirdiğini görmekteyiz:
     Tükenmek bir şey değil
     Sana varamamak kötü

     Ezelî derdimiz budur. Yeni bir uyanış içine girip, milletimiz için çalışmayı amaçlamaz, takım tutar gibi tuttuğumuz partilerden biri muhalefetteyken başka, iktidardayken başka türlü düşünmeye devam edersek, Anadolu için attığımız adımların sonucu, sadece bir hiç olur. Havanda su dövmekten başka bir şey yapmamış oluruz. Zira:
     Ne arar. (Liberté) ve (République) kelimeleri
     Kamus-i Fransevî’sinde – Şemsettin Sami Bey’in

     (Ne “Hürriyet” yani – ne de “Cumhuriyet”)
     Yani – Sultan Hamit Efendimizin evcil kulları
     Arşın arşın boy – okka okka et

     derken Erman, yukarıda işaret ettiğimiz gerçeği, acı bir şekilde dile getirmektedir. Hâlâ aydınlarımız için -bir kısmı müstesna- durum budur. Yalnızca midelerini ve keselerini düşünmektedirler. Oysa:

     Ha – susa susa dili şişmiş bir ozan
     Ha sulardaki yosun – göklerdeki pus
     Söz gümüşse sükût altın – anladık ama
     Ya us

     diye soruverirler adama. Susan aydınların, sulardaki yosunlardan farkı olması gerekir. Halbuki önemli olan:

     Bugün yaşasaydı -iki kere iki dört’den kesin-
     Yine doğrucubaşı bir ozan olurdu Yunus
     Önce Öl – Sonra Sus, s. 9

     gibi her çağda doğruluktan ayrılmamak olmalıdır. Halkı çantada keklik olarak görmekten kaçınmalı, gerçekten halktan yana, milletten yana olmalıyız. Yoksa bazılarının değiştirmek istedikleri düzen, o kişiler başa geçse bile daha da berbatlaşacaktır. Bütün bunlara sebep, aydınların susması, gelene ağam, gidene paşam demelerinin sonucudur. Erman’ın arzuladığı bu değildir.

     Şah damarına hür düşüncenin
     İnince kör satır inince – inmese daha iyi

     Yeter adam olana
     Bu kadar hürriyet denince – denmese daha iyi

     Sonracığıma – hak diye – hak diye
     Haklar yenince – yenmese daha iyi

     Neden mi olmuştur olanlar ve yine neden mi olur
     Korkak ve dönek olunca ozan kısmı – dönmese daha iyi
     Daha İyi, s. 17

     Erman’a göre şairler korkak olursa; “Kurt dadandırır ulusa – her çağda…” Tutulacak yol, cesaret yolu olmalıdır. Köylü gerçekten efendimiz olmalıdır. Halbuki bu günlerden ne kadar uzağız?

     “Köylü efendimizdir” demişti Atatürk
     O hâlâ kuru kuruya efendi – biz çoktan sayın bayız
     Türk Alfabesi, s. 21

     Yarı Köroğlu – Yarı Karacaoğlan bölümündeki “Tarla Kuşu” şiiri, Erman’ın en çok sevdiğim şiirlerinden biridir. Bu şiirde hürriyete âşık olanların içine düştükleri açmazı ortaya koyar. Hürriyete âşık kişiler, hürriyeti zincire vurmak için demir parmaklıklı kafesler icat etmemişler midir? Mutlak hürriyet taraflısı olan Erman, biraz da işin alayındadır. Hürriyet üstüne neler neler demedik? “Özgürlükçü (!)” olmayı tekelimize aldık. Sonra da demir parmaklıklı kafeslere kapattık hürriyeti. Çünkü şairin deyişiyle; “İnsan gibi acımasız düşman vermesin – kimselere Tanrım.”

     Ama belli ki – haberin yok – yalan dolan ve kardeşlik gibi
     Kafes ve demir parmaklık da – sözde hürriyete âşık insanların buluşu

     Bu bölümdeki şiirleri okudukça İstanbul üzerine yazılmış şiirlerin güzelliğine doyum olmuyor. İstanbul, Erman’ın şiirlerinde yeniden biçimleniyor, herkesin güzel diyebileceği bir hale bürünüyor. Anadolu’yu konu edinen şiirleri okuyunca, bu defa da gerçeğin bir şamar gibi suratınızda şakladığını duyuyorsunuz.
     Çünkü:

     Beğenmiş – yurt edinmiş ama
     Gazi Ertuğrul oğlu Osman

     Bizim değil sanki Anadolu
     Anadolu – eşittir – ter – toprak ve kan

     İstemiş yalnız – (Al – bu da senin) – dememiş
     Bunca bey – bunca sultan
     Yarı Köroğlu – Yarı Karacaoğlan, s. 51

     yukarıda sözü edilen sayın baylar, Anadolu’yu iliklerine kadar sömürmüşler, sömürmek lüzumunu duyduklarında Anadolu’cu kesilmişlerdir. Ön başa geçip, herşeyi biz biliyoruz pozlarına girmişlerdir. Kimi -belki- daha çok sömürebilmek için sosyalizmi, kimi komünizmi, kimi kapitalizmi veya liberalizmi kurtuluşun reçetesidir diye, gün aşırı, temcit pilâvı gibi önümüze sürüp durmuşlardır.
     Erman bu kitaptaki şiirlerinde suçluları teşhir ederken bile, devrimci ve de ödülcü ozanlarımız gibi saldırgan bir ifade kullanmıyor. Erman’a göre; “Çivisi oynadı bir kere dünyanın / İşte bu – bütün mesele.”
     Kitabın en hacimli bölümü, son bölümüdür. Erman, bu bölümdeki şiirlerinde daha düşündürücüdür. Hemen her beyti veya kıtası, vecize sayılabilecek çok örneklere rastlamak mümkün. Zira hürriyetin en güzel ifadelerinden biri, aşağıdaki beyitte dile getirilmemiş midir?

     “Hürriyet – Ey bin yıllık kar uykularında zonklayıp duran
     Cümle güzelliklere gebe – bire bin veren tohum”

     Erman’ın son kitabını okuduktan sonra anlıyoruz ki, Anadolu’ya bundan sonra hem hürriyet, hem ekmek götürmeliyiz. Birtakım gereksiz tartışmaları bırakmalı, kinimizi Anadolu insanın suratına kusmamalıyız. Hemen hepimiz biliriz; yenilgilerimizi hazmedemeyince, yumruklarımızı sıkıp; “(Oy kullanamaz – okuma yazma bilmeyen)” diye ortalığa dökülüp, ahkâm kesmeye başlarız.
     Erman’ın şiirleri karşısında susan devrimcilere, bilmem necilere ne demeli? Baht utansın! Erman’ın toplumcu çizgisinin yanında Nazım Hikmet ve cümle çömezleri, tilmizleri bir hiç kalır. Kitabı okuyucularıma salık verirken, son sözü Erman’a bırakalım:

     Hüriyet mi – yoksa ekmek mi değil
     Hem hürriyet – hem ekmek

     Oyhan Hasan Bıldırki

     (1) Hem Hürriyet, Hem Ekmek – Nüzhet Erman 1974,
     s. 120, Fi: 15 Tl. Bilgi Basımevi – Ankara

     Hem Hürriyet – Hem Ekmek, Hisar Dergisi, Sayı: 132 s. 18 – 19 / Aralık 1974

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s