Her Şey Tersine Dönünce

Söylemek Yaraşır

       Geçenlerde, bir dostuma, çok kullanılan Türkçe bir kelimenin nasıl söyleneceğini sormuştum. Yüzüme hayretle baktı: «Bilmiyor musun» anlamına. Biliyordum, biliyordum amma, çevremde bu kelimeyi yanlış söyleyen o kadar insan vardı ki, kendi bilgimden şüpheye düşmüştüm.
       Doğru bildiğimizden şüpheye düşmekle kalsak yine iyi, yavaş yavaş yanlışa alışıyor, kendimiz de yanlış söylemeye başlıyor, hattâ yanlış söylemek zorunda kalıyoruz.
       «Doğru»da direnmek isteyen biri olmasaydım, yukarda geçen «şüphe» sözlerini «kuşku»ya çevirirdim. «Kuşku» ile «şüphe» arasında karlı dağlar bulunduğuna kimsenin aldırış ettiği yok: «Emekliler Meclis'e yürümekten caydılar». «Caymak»la «vazgeçmek» arasındaki önemli farka dikkat etmeyeni, değil gazeteci, arzuhalci bile yapmamak gerekirdi.
       Ama, yanlış söyleyenin doğru söyleyenden üstün tutulduğu, bilmeyenin bilene tercih edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
       Bir zamanlar, «aruz»u bilmeyenler, «hece»yi kullanamıyanlar, sırf bu yüzden yeni ve ileri birer şair sayılmışlardı. Yıkmanın, çiğnemenin başlı başına birer meziyet olması, son günlerde ortaya çıkmış bir durum değildir. Aklım ereli beri gördüğüm manzara bu: Yıkanlar yapanlardan kazançlı çıkıyorlar. Tıpkı, yurttaşlık görevini zamanında yerine getirmeyenlerin, getirenlerden kârlı çıkması gibi. Bu memlekette, vergisini ödemeyenleri bağışlayıp, ödeyenlere paralarının geri verilmesini önleyen kanunlar yapıldı. Bir küp şıranın pekmez yapıldığı zaman bir küp pekmezden fazla tuttuğu, vaktini dışarda geçirenlerin tekkeyi bekleyenlerden daha fazla çorba içtiği bir durumu merak ederseniz, yeni personel kanununun intibak hükümlerini inceleyiniz.
       Yıllarca, ezenler şikâyetçi, suçlular davacı oldular. Dinsizler sofu geçinip, vatansızlar vatansever göründüler. Hürriyetinden başka kaybedecek hiç bir şeyi bulunmayanlara düzeni korumak düştü, düzen sayesinde her şeyi elde edenler, düzenin yıkıcısı kesildiler. Sonunda, öğrencinin öğretmene not vermek, memurun âmire emretmek istediği günlere geldik.
       İşin ideolojik yönünü bir kenara bırakıp düşününüz: Her şeyin bu kadar tersine döndüğü bir zamanda «Banka soymak, banka açmaktan daha büyük bir suç değildir» diyenleri fazla yadırgamaya hakkımız var mı?

       Mehmet Çınarlı
       Söylemek Yaraşır, Mehmet Çınarlı, Denemeler / s. 10-11, Ötüken Yayınları – İstanbul 1978

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s