Mehmet Zeki Akdağ’ın Dar Saat’i

Dar Saat

          Bu defa Mehmet Zeki Akdağ’ın ikinci kitabı “Dar Saat”, Hisar Yayınları’nın 20. kitabı olarak yayınlanmış bulunuyor. Gerçek şiirin haysiyetini gayet iyi kavramış olan Akdağ, bu kitabıyla dar zamanların, anların şairi olarak karşımıza çıkıyor. Çetin A. Özkırım’ın düzenlediği kapak kompozisyonu bir reklâm afişi havası içinde olmasına rağmen, yine de düşündürücü. Belki kalleşliklere uğramış, yıkılmış ve yaralı bir martı, son sığınak olarak, kendisine bir gemi bacasını seçer. Ölümle yaşamak arasında kalan var olmak kavgasını sürdürmeye çalışır.
          Bu kavga biraz da bizim milletimizin kavgasıdır. Nicedir kalleşlikler, arkadan vurmalar yakamızı bırakmamıştır. Milletimiz dar zamanların sancısı içinde kıvranmaktadır. Akdağ, bu sancıyı çeken milletin çocuğudur. Bu sebepledir ki, çekilen sancıyı yüreğinde duymuş, şiirleştirmeye çalışmıştır. Milletimizi kemiren dertlerin farkına varan şair:
          Sevdiğimizi vurmuşlar,
          Hasret topraklara dökülmüş kanı
          Kimin vurduğunu herkes biliyor
          Gene de bir suçlu aranmakta…
          derken, ne kadar gerçekçi olduğunu ortaya koymaktadır. Hakikatin acı yüzüyle karşılaşmak acıdır, acıdır ama, henüz bütün bunlardan ders alan, hakikati gören, duyan o kadar az ki… Herkes sus-pus. Aydınlarımız kör ve sağır. Dar saatin farkında bile değiller. Fakat Akdağ, ümitsiz değildir.
          Zamana kafa tutan kardeşlik ana
          Kopan sevgileri ulamakta
          Kutsal güneşimiz doğacak mutlak
          Bir kurşun çalımı ırakta.
          İçinde bulunduğumuz dramı “Oylar Gibi” adlı şiirinde şöyle dile getirir şair:
          Birbirini kovalayan
          Aylar gibi hep ayrıyız
          Birleşiyor görünsekte
          Raylar gibi hep ayrıyız
          Gocunduğum bir şey var ki
          Dualara sinmiş korku
          Güfteyi yitiren şarkı
          Söyler gibi hep ayrıyız.
          Atatürk’ten sonraki dönemde tohumları atılan, zamanımızda kol verip, budak salan adamsendeciliğimiz, boş vericiliğimiz, kendimizin dışındakileri düşünmeyişimiz, “Ti Sesi”nde en güzel ifadesini bulmuş.
          Çilemiz ki büyümüş büyümüş
          Altında kalmışız çekmek yerine
          Gözleri dumanlı yufkada asılı
          Vesika yemişiz ekmek yerine.
          Ve de büyümüşüz.
          Gerçekten de büyüdük (!) Birçok, içi geçmiş, kof devler yetiştirdik. Devlerimizin gölgesinde övündük. Bol bol alkış gösterilerinde bulunduk. Hâlâ gerçeği kavrayamadık.
          Kendi ülkesinde devler
          Endişesi içimde hudutların
          Kurşunlanmış mor karanlık
          Aydınlığı korkutuyor.
          Şimdi; huzur zamanındayız gibi bir hava var. Sakın aldanmayın derim. Zira:
          Ateşe on dakika ara verdiler
          Endişesi içimde hudutların
          Kötülükler mevzilere girdiler
          Asıl bu cepheyi yarın.
          Yoksa huzurumuz talan edilecektir. Mutlu günlerimize çeyrek kala, her şey tersine dönecektir. Dertlerimiz çöreklendikçe çöreklenecek, omuzlarımız düşecek, yüreğimizde onulmaz yaralar açılacaktır. Ve gerçeklerin acı yüzü bir şamar gibi suratımızda şaklayacaktır:
          Çıngırak çıngırak uzayan gölge
          Bir silah sesinde kısalmış
          Kalleşçe ırzına geçilince
          Çeyizi sandıkta basılı kalmış.
          Ne denir? Baht utansın… Solun şişirme aydınları, omuzlarında sosyalizmin kamburunu taşımaktan medet umanlar utansın. Onlar güya gerçekçidirler. Milletten yana, onun dertleriyle hemhâldırlar ve “solcu olmayanda insan sevgisi yoktur” nağmesini başlarına taç etmişlerdir ya, sövgüsüz şiir yazan ve insanımızın dertlerini dile getiren Erman’lar, Akdağ’lar, Karaer’ler, Sâmanoğlu’lardan onlara ne? Gerçek şiir deyince, sövgüler olmalıdır değil mi ya?
          Dar Saat’ta 40 şiir var. Kırkı da birbirinden güzel. Mehmet Zeki Akdağ biraz halk şiir geleneğine yakın. 17 şiirini heceli ve kafiyeli olarak yazmış. Ölçülü şiirlerinde Akdağ’ın daha başarılı olduğunu söyleyeceğim. Dili uydurmacılıktan uzak. Halkın anlamadığı, tutmadığı kelimelere yer vermemekle de, gerçek bir halk sanatçısı olduğunu ortaya koymuştur. Şiir okuyucularına Dar Saat’ı salık verirken, son sözü Akdağ’a bırakalım:
          Kutsal muştularımız sevinmeden basıldı
          Serseri kurşunlarda yankılanan ah mıyım?
          Her zerrem birbirini inkâra karar kıldı
          Uğursuz gecelere beklenen sabah mıyım?

          Oyhan Hasan Bıldırki
          Dar Saat, Hisar Dergisi, Sayı: 112  s. 26 – 27 / Nisan 1973

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s