Hisarlar ve Pınarlar

        Topun atılmasından birkaç saniye sonra sesinin kulağımıza çarpması gibi, son birkaç aydır yayınlanıp da İstanbul adresime yollanan dergileri ancak şimdi okumak fırsatını buldum.
        Evvela, çok şey kaçırmışım dedim. Sonra baktım, tanıdığım pek çok aydın kimseler de, benim gibi Amerika’da oturmadıkları halde, bunları kaçırmışlar, okumamışlar. Kaybeden onlar. Çünkü bazı fikir ve edebiyat dergilerimiz, Batıda (ve özellikle Amerika’da) yayınlanan bu tür dergilerden hiç de geri değil. Hatta yer yer daha özlü desem mübalağa etmiş olmam.
        Teknik ilerilikle sanat mükemmelliğinin mutlaka el ele gittiğini sananlar buna şaşabilirler. Şaşılacak bir şey yok. İspanya’nın Altamüra Mağaralarında, Yontma Taş Çağı insanlarının bundan 18 bin ilâ 22 bin yıl önce yaptıkları duvar resimleri, 20. Yüzyılın medenî ülkelerinin ressamlarının tablolarıyla, sanatta boy ölçüşebilecek kudrettedir. Bir toplum kafaca, ruhça yozlaşmamışsa, maddî uygarlık düzeyi ne kadar geri olursa olsun, içinden büyük sanatçılar ve şairler çıkarabiliyor. Aya insan indiren Amerika tekniğine göre Türkiye, otomobilinin motorunu yapmaya yeni yeltenmekle en az 70 yıl geridir ama, sanat ve duyguda pekala yarışabilir.
        Mesela, şu Hisar veya Pınar dergilerine bakın: İçindeki şiir ve yazılarını, resimlerini ve sunuşlarını, fikirlerini ve duygularını, Amerika’daki fikir ve edebiyat dergilerinin birçoğundan daha kuvvetli buldum, sessiz sessiz iftihar ettim.
        Hisar’ın manevî rehberliğini, maliyecilikle şairlik gibi kolay bağdaşmaz iki hüneri nefsinde toplayabilen Mehmet Çınarlı yapıyor. Bir şiirinde:
        «Şükür, bu kirli dünyaya tekmeyi baştan vurmuşum;
        Bütün pisliklerden uzak bir yeni dünya kurmuşum;
        Şükür, sanatın sesini duyacak kulaklarım var;
        Bir ses ki, ölümsüz olmuş, sürecek sonsuza kadar…
        Şükür ki aşkı, imanı duyacak yürek vermişsin;
        >Ne kötülükler gizlenir, ne düşmanlık, ne hırs, ne kin.»
diyor.
        Dergi, duygu şiirlerinin son zamanlarda rastladığım en güzelleriyle süslenmiş. Bu gibi his tarafımızla uğraşanları «abesle iştigal»le suçlayanlar varsa, Hisar’ın sahifelerini çevirince toplum meselelerine eğilen şiirleri de bulabilirler. «Pardon Sensin» şiirinde Nüzhet Erman, «Yemen gider gibi Almanyalara» giden köylümüzü ihmal ediş suçunu bütün aydınlarımız adına omuzlanıyor. «Türk Alfabesinden A – Anadolu» şiirini de okurken, 1939′da Bozkurt’ta yazdığım ve dergimin kapatılmasına sebep olan «Köylü Efendimizdir!» makalemin macerasını hatırladım. Erman da:
        «Köylü efendimizdir» demişti Atatürk
        O hâlâ kuru kuruya efendi – biz çoktan sayın bayız»
diye başlıyor ve
        «Açıktadır köylerde pis su ve lağımlar»
        Arayıp bulma değil – örtme çabasındayız
diye devam ettikten sonra şöyle bağlıyor:
        Onu bilirim ben – onu söylerim
        Daha biz Anadolu’nun (A) sındayız.

        «Haşa Huzurdan» şiirinde de köyün tezeğinden, damından söz ettikten sonra:
        «Üzülecek şimdi Akvaryum (aydın)Iarı
        Ele ayağa düşürdük biz de sözü temelli
        Gül varken – Güzel varken – İstanbul varken – Hâşâ Huzurdan
        Tezeğe türkü yakmanın zamanı ve yeri mi?»
diyor.
        Bir başka şair, Ahmet Metin Şahin, «Sunuşlar ve Sonuçlar»da toplumca isabetsizliklerin can damarına güzel basmış:
        Nedense hep ters çıktığını görürüz;
        Suç aramayalım artık sonuçlarda.
        Bütün hokkabazlıklar inanın
        Ustaca sunuşlarda.

        Hisar’ın hemen her sayısında Batılılaşma hareketlerimize dair incelemeler, bu konuda yapılan yayınlara ait eleştirmeler var. Yahya Akengin, «Neden bu çağdaş uygarlığın özünü değil de, şeklini ve taklidini almakla zaman harcamışız? Batılılaşma konusundaki görüşler ve görüş ayrılıkları nelerdir?» suallerini sorarken, Oyhan Hasan Bıldırki de Mehmet Akif’in bu yöndeki fikirlerini, az bildiğimiz vesikalarıyla beraber sunuyor.
        Geçenlerde toprağa verdiğimiz Cahit Okurer’in «Kültür Politikasında Ana Görüş ve Temel Fikirler» yazı dizisi de Hisar’da; bu çok esaslı fikirler inşallah mecmua koleksiyonlarında unutulup gitmekten kurtulacak şekilde risale halinde yayınlanır (Tercüman’da Sayın Şehsuvaroğlu da bu makalelere temas etmişti). Bilhassa bir edebiyat dergisi özelliğinde olan Hisar, dil meselemiz üzerine sık sık eğiliyor. Araştırmalar emek mahsulü, fikirler çok kere «orijinal» ve sunuşlar yeni. Arslan Ergüç, Nihad Sami Banarlı’nın «Türkçenin Sırları» kitabını gözden geçirirken, «fethedilmiş kelimeler» anlamını çok güzel belirtiyor. Gerçekten de, İstanbul’u fethetmişsek ve önceleri Bizanslılarındı diye atmıyorsak, tamamıyla Türkçeleştirdiğimiz binlerce kelimeyi de aynı his ve aynı mantıkla atmamıza imkan yoktur. Bir «vatan» veya «millet» kelimesini artık fethetmişizdir, bizimdir, ne atarız, ne de kaptırırız.
        Bununla beraber, dilimize, bazı yazarların da gayretiyle giren ve güzel olan öz Türkçe kelimelere karşı da savaş açmayız. Hatta zaman zaman, hanımla bayanın, uygarlıkla medeniyetin yan yana yaşaması gibi, ikisinin de kullanılmasını isteriz -çok kere yeni kelime, eskisinin yerine geçeceğine, hafifçe bir farklı anlam kazanarak yaşıyor. Yasasın.- Hisar yazıcılarının bazısında bu yolda biraz fazla titizlik fark eder gibi oldum. Ne var ki, başka nüshalarında, Hisar’ın birçok yazarları, «tür», «uygarlık», «özgürlük», «etki» gibi yeni terimleri bol bol kullanıyor. Hatta, «katkı» kelimesinin Türkçede ancak menfi anlamda kullanılabileceğine dair koca bir makale yayınladıkları halde, bir yazarları bunu, müspet manada «katkıda bulunmuştur» diye yazabiliyor. İlgi çekici.
        Hisar’da «Büyüteç» (İşte size bir «yeni yapma» kelime daha = pertavsız yerine) yazarının eleştiri kaleminden zekâ ve kan damlıyor. Dr. Mehmet Kaplan, Türklük sevgisiyle buram buram tüten yazılarında kâh Dede Korkut’u anlatıyor, kâh dil ve edebiyatımızı, kâh toplum meselelerimizi dile getiriyor.
        Hisar’da konuların çeşidi göz kamaştırıyor. Sinemacılığımızdan, Tarık Buğra’nın İbişin Rüyası’na, sergi haberlerine, konferanslara ve eğitime kadar, her şeyi bulabiliyorsunuz. Hele derginin kapaklarını ve yapraklarını süsleyen resimler ve gravürler, ayrı bir sergide teşhir edilecek değerde ve bazısı da nitekim edilmiş.
        Bu dergiyi aydınlarımıza haddim olmayarak, bilhassa tavsiye ederim. Tavsiye edeceğim diğer bir kültür ve sanat dergisi de Pınar. Hayat dolu, millî şuurla beslenmiş, sanatkârane bir kapak içinde iyi basılmış, zengin konulu, ince duygulu bir yayın. Tesadüfen elime geçen Haziran sayısının başyazısında çok doğru bir kültür yaramıza parmak basmışlar: Esir Türk illerindeki sanat hareketlerine ve kurtuluş çırpınmaları şiirlerine karşı vurdumduymazlığımız nedendir? Başyazar: «Vietnam’ın direniş sanatı vardır da, benim yıllardır isyan eden esir kardeşlerimin başkaldırma sanatı yok mudur?.. Bu, kendi kendine, kendi halkına yabancılaşan sanatkârın dramatik akıbetidir» diyor.
        İnsan bu dergileri okuyunca, gençlerimizin ve aydınlarımızın çoğunun iddia edildiği gibi sola kaymış olmadıklarım görerek seviniyor.

        Oğuz Türkkan
        Tercüman Gazetesi, Haziran-1973

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s